|
|
|
|
|
=>DUA & HADİSLER<=
|
|
|
=>NAMAZ<=
|
|
|
|
|
=>HZ.MUHAMMED(s.a.v)<=
|
|
|
|
|
|
|
|
=>KUR-ANI KERİM<=
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
 |
Ashab'tan Cabir Hazretleri aktarıyor:
"Peygamber (sav) kurban kesme günü boynuzlu, semiz ve burulmus iki koç kesti.Onlari kesmek için yönelttigi zaman;
"Ben yüzümü gökleri ve yeri yaratana dogru çevirdim. Ben Allah'a sirk kosanlardan degilim; namazim, öteki hak ibâdetlerim, sagligim ve ölümüm bütün âlemlerin Rabb'i olan Allah'indir. O'nun ortagi yoktur. Ve ben Müslümanlar'danim. Ya Rabbi bu kurban Sen'dendir, Senin içindir, Muhammed'in (sav) ve ümmetinin adina 'Bismillahi Allahü Ekber' dedi ve kurbanlarim kesti"
(et-Tâc, III, 207, Ebu Davud, Tirmizi rivayeti). |
|
 |
 |
Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Vessellam söyle buyurmaktadir:
"Insanoglu Allah nezdinde, kurban gününde kurban kesmekten daha sevgili bir is islememistir. O kurban; kiyamet gününde boynuzlari, postu ve tirnaklari ile gelir. Kurban kaninin Allah nezdinde büyük itibâri vardir. Kan akip yere düsmeden kurban kabule geçer. Kurbani temiz ve hâlis bir kalp ile Allah'a takdim edin"
(et-Tâc, III, 209, Tirmizi rivayeti.) |
 |
 |
Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Varlıklı, mali durumu kurban kesmeye müsait olup da Kurban Bayramında kurban kesmeyen kimse, bizim namaz kıldığımız yere sakın yaklaşmasın!"
(İbn-i Mace, Edahi:2, A.b.Hanbel: 2/321)
---
Görüldüğü gibi, hadîs'te, maddî durumu müsait olanın kurban kesmesi şiddetle emredilmektedir. Bu durumdaki kimselerin, kurban kesmezlerse, her türlü namazları ve ibâdetleri Allah tarafından kabûl olunmayacağı, "mescidimize yaklaşmasınlar" ifadesinden anlaşılmaktadır.
Bu, ağır bir uyarıdır. Dünyada namazgâhında görmek istemediği bir mümini, acaba ahirette etrafında görmek ister mi ALLAH Resûlü (S.A.V.) Efendimiz?
---
Kurbanla ilgili ayrıntılı bilgi için
http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=10102
sayfamızı ziyaret edebilirsiniz... |
 |
 |
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:
"Allah katında içinde bulunduğumuz şu günler (Zilhicce'nin ilk on günün)deki salih amelden daha sevimli (salih amelin bulunacağı) başka günler yoktur."
Sahabeler, sordular:
"Ya Resulallah, Allah yolunda cihat da mı?"
Resulullah Sallallahu Aleyhi Vessellam cevap verdi:
"Evet, Allah yolunda cihat da. Meğerki bir adam canıyla ve malıyla cihada çıkıp da kendisine ait mal ve candan hiçbir şeyi geri getiremez olursa, o başka."
(İbni Mâce, Sıyam: 39.İbni Hacer, 5:119) |
 |
 |
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Zilhicce'nin ilk dokuz günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çocuğu belâlardan korunur, günahları affedilir, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölüm anında ruhunu kolay teslim eder, kabri aydınlanır, Mizan'da sevabı ağır basar ve cennette yüksek derecelere kavuşur."
(Şir'a) |
 |
 |
Sevgili Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi Vessellem) muhteşem müjdesi:
"Allah'a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce'nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir."
(Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39)
---
Zilhicce, umumi af ve bağışlanma ayıdır.
Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır.
İşte bu mübarek ayın yukarıda da ifade ettiğimiz birinden onuna kadar olan zaman dilimi "leyâli-i aşere", yani on mübarek gecedir. Onuncu gün
Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.
Bu gün Zilhicce'nin 1. günüdür, hepimize hayırlara vesile olması dileğiyle ... |
 |
 |
Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"2 göze cehennem ateşi haram kılındı: Allah korkusundan ağlayan göz, İslamı ve müslümanları kafirlerden korumak maksadıyla nöbet bekleyen göz."
(Hakim)
---
Allah katında 2 göz çok değerlidir. Biri Allah korkusundan günahlarına ağlıyan gözlerdir.
Diğeri de, düşmanlara karşı müslümanın ırzını, namusunu, malını, canını korumak, vatanını istiladan savunmak için nöbet bekliyen gözlerdir. |
 |
 |
Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"İki dua vardır ki, o dualarla Allah arasında kabulüne hiçbir engel (perde) yoktur. Birisi zulme uğrayanın duası; diğeri de bir kimsenin yanında olmayan mü'min kardeşine (gaybında yaptığı) hayır duası..."
(Taberani)
---
Allah tarafından kabul edilme ihtimali çok yüksek 2 duaya işaret edilmektedir:
Birisi mazlumun duasıdır. Diğeri din kardeşine yüzüne söylemeden gıyabında yapılan duadır. |
 |
 |
Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Ben sizin sıkıntıda olmanızdan daha çok, bolluk ve rahatlıkta olmanızdan korkarım."
(Bezzar)
---
Varlık imtihanı, darlık imtihanından daha çetin ve güç bir sınavdır.
Niceleri darlığa sabreder de, varlığın şükrünü yerine getiremez. Varlığın şımartıp azdırmasından kendini engelleyemez. |
 |
 |
Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"İki dua vardır ki, o dualarla Allah arasında kabulüne hiçbir engel (perde) yoktur. Birisi zulme uğrayanın duası; diğeri de bir kimsenin yanında olmayan mü'min kardeşine (gaybında yaptığı) hayır duası..."
(Taberani)
---
Allah tarafından kabul edilme ihtimali çok yüksek 2 duaya işaret edilmektedir:
Birisi mazlumun duasıdır. Diğeri din kardeşine yüzüne söylemeden gıyabında yapılan duadır. |
 |
 |
Resulûllah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Allah'ın kulunun yaptığı hatalardan ve günahlardan kalben pişmanlık duyduğunu bilmesi günahlarının affı için yeterlidir. Dille tövbe istiğfar etmese bile..."
(Hakim)
---
Tövbe ve pişmanlık, mutlaka kalpten olmalıdır.
Kalpten olmayan pişmanlığın, sadece dille ifadesi, gerçek pişmanlık değildir.
Aksine kalp pişman ise, günah dille ifade edilmese bile, tövbe geçerli sayılır. |
 |
 |
Resûlullah Aleyhissalâtu Vesselâm buyurdular ki:
"(Ahiret) işlerinizi sakın ertelemeyin. Çünkü bir de bakarsınız, ölüm ansızın gelivermiş."
(Esbehani)
---
Ahiretle ilgili işleri, yani ibadet yapmayı, hayır ve hasenatta bulunmayı, "henüz yaşım genç, ileride yaparım" düşüncesiyle ertelemenin şeytani bir vesvese olduğu anlaşılmaktadır.
Konuyla ilgili güzel bir vecize:
"Gençliğine güvenip erken erken derken, belki veda bile edemezsin giderken ..." |
 |
 |
Resûlullah Sallallahu Aleyhi Vesselem buyurdular ki:
"Mü’min hata işler, ama peşinden hemen tövbe eder. Ne mutlu o kimseye ki, tövbesini bozmadan ölür."
(Bezzar, Taberani)
---
"Allah kulunun son nefesine kadar tövbesini kabul eder."
(İbn-i Mace, Tirmizi)
---
Kulun son nefesine kadar tövbe etme, yaptıklarından pişman olup vazgeçme şansının olduğu anlaşılmaktadır. |
 |
 |
Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Pek çok hatalar yapsanız, hatta günahlarınız göğe yükselecek kadar çok da olsa, tövbe ettiğinizde Allah tövbenizi kabul eder, günahlarınızı affeder."
(İbn-i Mace)
---
Bu hadis, Allah’ın affediciliğinin ve bağışlayıcılığının ne kadar büyük olduğunu göstermektedir. Yeter ki kul, hatalarının farkına varsın işlediklerinden pişman olup tövbe etsin. |
 |
 |
Resûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki:
"Gurbette ölen şehit sayılır."
(Tergib ve Terhib)
---
İnsanın gurbette, yani sevdiklerinden, tanıdıklarından, hemşehrilerinden uzakta, sahipsiz güvencesiz bir şekilde ölümü, hazin bir ölüm şeklidir. Duyanları daha çok üzer. İnsanın şefkat ve merhamet duygularını harekete geçirir.
Böyle ölümlerde Rabbimizin merhameti de tecelli eder. Gurbette ölene manevi şahitlik mertebesini ihsan eder. |
 |
 |
Resûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki:
"Her devenin (kendisine binilen her şeyin) üzerinde, insanı bekleyen bir şeytan vardır. Binerken Allah’ın ismini anın (ve şeytanı size yoldaş olmaktan uzaklaştırın). Sonra bindiğiniz aracı bütün ihtiyaçlarınızda serbestçe kullanın."
(İmam Ahmed, Taberani)
---
"Kim binek aracına binince Allah’ı düşünüp anarsa mutlaka yanına bir melek binerek ona yoldaş olur. Kim de yol boyunca kendini gaflet verici şiirler (sözler, müzikler, gevezeliklerle) meşgul ederse, yoldaşı şeytan olur."
(Taberani) |
 |
 |
İbn-i Abbas'tan (Radiyallahu Anh):
Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Evinde çok namaz kıl ki, evinin hayrı, bereketi artsın."
(Beyhaki)
---
Cabir’den (Radiyallahu Anh.):
Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Evlerinizde Kur’an’ı çok okuyunuz.
Çünkü Kur’an okunmayan evin, hayrı az, şerri çoktur. Ve o ailenin geçimi daraltılır."
(Darekutni)
---
Mü’minin evinde Kur’an sesi hiç eksik olmaz. Kur’an’ın anlam ve mesajı o ailenin sohbet konusu, aile içi ilişkilerin değişmez tüzüğüdür. |
 |
 |
İbn-i Amr'dan (Radiyallahu Anh.):
Resûlüllah (Aleyhissalâtü Vesselâm) anne-babayı kastederek sahabeden birine şöyle buyurdular:
"Cihadın, onları memnun etmek olsun."
(Buhari)
---
Bu hadis, ana-baba haklarının önemini çok açık şekilde ortaya koymaktadır.
Ana-baba çocuğunun hizmetine, bakımına muhtaç halde iken, evlâdın onları, -cihad için bile olsa- kendi hallerine terketmesi, eza ve cefa içinde kalmalarına aldırmaması caiz olmaz.
Bu durumda, çocuk için, cephede düşmanla çarpışmak değil, evde anne-babası ile ilgilenmek cihad sayılır. |
 |
 |
Cabir (Radiyallahu Anh)'dan:
"Kendisine ikram edilen yemeğe burun kıvırması (beğenmemesi), kişiye kötülük olarak yeter."
(İbn-i Ebiddünya)
---
İmran bin Husayn'dan (Radiyallahu Anh):
"Kişinin parmakla gösterilir (ve onun da bundan hoşlanır) olması, kötülük olarak ona yeter."
(Taberani)
---
Ukbe bin Amir'den (Radiyallahu Anh.):
"Geveze, yüzsüz ve cimri olması, kişiye kötülük olarak yeter."
(Beyhaki)
---
İnsanın kişiliğini etkiliyen bazı olumsuz haller vardır. Şöyle ki:
– İkrama karşı beğenmezlik etmek, muhataba saygısızlıktır.
– Kişinin şöhret isteği ve şöhretten hoşlanması, onun için büyük bir beladır.
– Gevezelik, yüzsüzlük ve cimrilik de insan onurunu zedeler.
|
 |
 |
İbn-i Ömer'den (Radiyallahu Anh):
"Ashabıma dil uzatanlara Allah lanet etsin."
(Taberani)
---
Ebu Musa'dan (Radiyallahu Anh):
"Allah, annesiyle çocuğunu birbirinden koparana; kardeşi kardeşten ayırana lânet etsin.”
(Tirmizi)
---
Ebu Hureyre'den (Radiyallahu Anh):
"Paranın, pulun (ve malın) kölesi olana lânet olsun."
(Buhari)
---
Peygamberin arkadaşları olan Ashap, İslâmı bizlere ulaştıran kutlu bir nesildir. Onlara sadece minnet ve hürmet gösterilmelidir.
Birbirine yakın 2 kişinin aralarını ayırmak, toplumun ve bireylerin vicdanını yaralıyan dramatik bir olaydır.
Para ve mal, onurlu ve meşru bir yaşamın; hayırsever ve yardımsever biri olmanın vazgeçilmez aracıdır. Hiçbir zaman gaye ve hedef haline getirilmemelidir. |
 |
 |
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"İsraf herşeyde söz konusudur. Hatta abdestte bile..."
(C. Sagir)
---
İsraf, yapılan bir işe, yeterinden fazla zaman, yeterinden çok güç ve imkân harcamak demektir.
İsraf her iş için söz konusudur. Abdest te israfa girebilir. Abdest suyunu çok harcamak gibi. |
 |
 |
Ka’b bin Malik’ten (Radiyallahu Anh):
"Mü’min kılıcıyla olduğu gibi, diliyle de cihad eder."
(Müsned)
---
Cihad, yani düşmanla savaş ve mukaddeslerin savunmasını yapmak; sadece harp meydanında silahla yapılan mücadeleden ibaret değildir.
Silahla düşmandan korunma sağlandığı gibi, onlardan gelen tenkid ve itirazlara sözle cevap vermek, yazıyla karşı çıkmak ta önemli bir savunma aracıdır.
Hatta günümüzde gazete, radyo ve televizyon kanallarını kullanmak çok mühim bir hizmettir. Manevî cihat sayılır.
Şu halde cihadı, sadece silahlı eylemden ibaret görmemeli; bilhassa günümüzde sözle, yazıyla, görsel medyayla da İslamı yayma ve savunma hizmetinin gerekli olduğu bilinmelidir. |
 |
 |
Ebu Hureyre’den (Radiyallahu Anh):
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
– Bir topluma, babası belli olmayan bir çocuğu bırakan kadına, Allah’tan hiçbir mazeret yoktur. Allah, onu bağışlamaz, cennetine de koymaz.
Kendisinden olduğu halde çocuğunu kabul etmeyen adamdan ise, Allah, kıyamet gününde uzak kalır.
(Ebu Davud)
---
İslamiyet, neslin çoğalmasını ister. Ancak bu çoğalma, meşru nikah içinde, namus ve iffet duyguları çiğnenmeden, sıcak bir aile yuvasında gerçekleşmelidir. Cemiyette evlilik dışı, babası belli olmayan çocukların varlığı, o cemiyetin geleceğini tehdit eden sosyal bir hastalıktır.
İslamiyet, topluma, babası belli olmayan fertler kazandıran, iffetini yitirmiş kadınları Allah’ın rahmetinden uzak görür. Çünkü zina mahsulü çocuklar, sahipsiz kalacağı için, namuslu bir ailede çocuğa kazandırılacak terbiye ve ahlakî formasyondan mahrum yetişecektir. Diğer taraftan o çocuk, veled-i zina gözüyle bakılıp devamlı toplumdan dışlanacaktır. Böylece topluma faydalı olması gereken bir fert, gerek terbiye noksanlığı, gerekse toplumdan dışlanma sebebiyle toplumun başının belası, potansiyel bir suçlu namzedi halini alır.
Hiç kimsenin içinde yaşadığı cemiyete böyle bir kötülük yapmaya hakkı yoktur.
Diğer taraftan, kendinden olduğu halde, yersiz şüphe ve vehimlerle çocuğunu tanımayan, babalığı reddeden kimseler de, topluma zina ürünü çocuk kazandıran kişiler kadar suçlu, Allah’ın rahmetinden uzaktırlar.
İnsaflı ve vicdanlı hiçbir insan, kesin bir delil olmadan kendi öz yavrusunu, bu şekilde utandırıcı bir mevkie düşürmez. Onu sıcak aile yuvasından koparıp, sahipsiz ve hamisiz bir şekilde sokağın merhametsiz ellerine terketmez. |
 |
 |
Muaviye bin Hayde’den (Radiyallahu Anh):
"İstiğfar, amel sayfalarında nur saçar."
(İbn-i Asakir)
---
Huzeyfe’den (Radiyallahu Anh):
"İstiğfar, günahların silgisidir."
(Deylemî)
---
İstiğfar, günahlarını Allah’a itiraf etmek ve bağışlaması için af dilemek demektir.
Allah’a istiğfarda bulunmak, işlenen günahları siler, temizler. İstiğfar bir çeşit günah silgisidir.
Diğer taraftan istiğfar, amel sayfalarını süsler, nurlandırır. Bu sebeple mü’min devamlı istiğfar getirir, Allah’tan af ve bağışlanma diler. |
 |
 |
Ebu Hureyre’den (Radiyallahu Anh):
Efendimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdular ki:
"Birinizin ağzına toprak koyması, Allah’ın haram kıldığı şeyi koymasından daha iyidir."
(Beyhaki)
---
Ma’kıl bin Yesar’dan (Radiyallahu anh):
Efendimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdular ki:
"Kişinin başına demirden bir iğne batırılması, nikahlısı olmayan yabancı bir kadına dokunmasından daha iyidir."
(Taberani)
---
Bu hadislerden, mü'minler haram lokma yemekten ve nikahlısı olmayan yabancı bir kadına (cinsel duygularla) el değdirmekten şiddetle menedilmektedir. |
 |
 |
"Hz. Peygambere (Aleyhissalâtü Vesselâm) sevindirici bir haber geldiğinde, Allah’a şükür için secdeye kapanırdı."
(Buhari)
---
Peygamberimiz sevindirici bir haber aldığında hemen, o sevindirici olayı nasip eden Allah’a şükretme ihtiyacı duyar; bu duygu içinde Allah’a şükür secdesine kapanırdı. |
 |
 |
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Allah’tan korkanın dili kırıcı olmaz. Öfkesinin gereğini yapmaz."
(İbn-i Ebid-dünya)
---
Allah korkusunu içinde duyan kimse, diliyle hiç kimseyi incitici olamaz. Kalp kırmaya karşı duyarlı davranır. Öfkesini de firenlemesini bilir. |
 |
 |
Ka’b bin Malik’ten (Radiyallahu Anh):
"Mü’min kılıcıyla olduğu gibi, diliyle de cihad eder."
(Müsned)
---
Cihad, yani düşmanla savaş ve mukaddeslerin savunmasını yapmak; sadece harp meydanında silahla yapılan mücadeleden ibaret değildir.
Silahla düşmandan korunma sağlandığı gibi, onlardan gelen tenkid ve itirazlara sözle cevap vermek, yazıyla karşı çıkmak ta önemli bir savunma aracıdır.
Hatta günümüzde gazete, radyo ve televizyon kanallarını kullanmak çok mühim bir hizmettir. Manevî cihat sayılır.
Şu halde cihadı, sadece silahlı eylemden ibaret görmemeli; bilhassa günümüzde sözle, yazıyla, görsel medyayla da İslamı yayma ve savunma hizmetinin gerekli olduğu bilinmelidir. |
 |
 |
Ebu Hureyre’den (Radiyallahu Anh):
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
– Bir topluma, babası belli olmayan bir çocuğu bırakan kadına, Allah’tan hiçbir mazeret yoktur. Allah, onu bağışlamaz, cennetine de koymaz.
Kendisinden olduğu halde çocuğunu kabul etmeyen adamdan ise, Allah, kıyamet gününde uzak kalır.
(Ebu Davud)
---
İslamiyet, neslin çoğalmasını ister. Ancak bu çoğalma, meşru nikah içinde, namus ve iffet duyguları çiğnenmeden, sıcak bir aile yuvasında gerçekleşmelidir. Cemiyette evlilik dışı, babası belli olmayan çocukların varlığı, o cemiyetin geleceğini tehdit eden sosyal bir hastalıktır.
İslamiyet, topluma, babası belli olmayan fertler kazandıran, iffetini yitirmiş kadınları Allah’ın rahmetinden uzak görür. Çünkü zina mahsulü çocuklar, sahipsiz kalacağı için, namuslu bir ailede çocuğa kazandırılacak terbiye ve ahlakî formasyondan mahrum yetişecektir. Diğer taraftan o çocuk, veled-i zina gözüyle bakılıp devamlı toplumdan dışlanacaktır. Böylece topluma faydalı olması gereken bir fert, gerek terbiye noksanlığı, gerekse toplumdan dışlanma sebebiyle toplumun başının belası, potansiyel bir suçlu namzedi halini alır.
Hiç kimsenin içinde yaşadığı cemiyete böyle bir kötülük yapmaya hakkı yoktur.
Diğer taraftan, kendinden olduğu halde, yersiz şüphe ve vehimlerle çocuğunu tanımayan, babalığı reddeden kimseler de, topluma zina ürünü çocuk kazandıran kişiler kadar suçlu, Allah’ın rahmetinden uzaktırlar.
İnsaflı ve vicdanlı hiçbir insan, kesin bir delil olmadan kendi öz yavrusunu, bu şekilde utandırıcı bir mevkie düşürmez. Onu sıcak aile yuvasından koparıp, sahipsiz ve hamisiz bir şekilde sokağın merhametsiz ellerine terketmez. |
 |
 |
Muaviye bin Hayde’den (Radiyallahu Anh):
"İstiğfar, amel sayfalarında nur saçar."
(İbn-i Asakir)
---
Huzeyfe’den (Radiyallahu Anh):
"İstiğfar, günahların silgisidir."
(Deylemî)
---
İstiğfar, günahlarını Allah’a itiraf etmek ve bağışlaması için af dilemek demektir.
Allah’a istiğfarda bulunmak, işlenen günahları siler, temizler. İstiğfar bir çeşit günah silgisidir.
Diğer taraftan istiğfar, amel sayfalarını süsler, nurlandırır. Bu sebeple mü’min devamlı istiğfar getirir, Allah’tan af ve bağışlanma diler. |
 |
 |
Ebu Hureyre’den (Radiyallahu Anh):
Efendimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdular ki:
"Birinizin ağzına toprak koyması, Allah’ın haram kıldığı şeyi koymasından daha iyidir."
(Beyhaki)
---
Ma’kıl bin Yesar’dan (Radiyallahu anh):
Efendimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdular ki:
"Kişinin başına demirden bir iğne batırılması, nikahlısı olmayan yabancı bir kadına dokunmasından daha iyidir."
(Taberani)
---
Bu hadislerden, mü'minler haram lokma yemekten ve nikahlısı olmayan yabancı bir kadına (cinsel duygularla) el değdirmekten şiddetle menedilmektedir. |
 |
 |
"Hz. Peygambere (Aleyhissalâtü Vesselâm) sevindirici bir haber geldiğinde, Allah’a şükür için secdeye kapanırdı."
(Buhari)
---
Peygamberimiz sevindirici bir haber aldığında hemen, o sevindirici olayı nasip eden Allah’a şükretme ihtiyacı duyar; bu duygu içinde Allah’a şükür secdesine kapanırdı. |

|
|
|
|
|
|
|
Bugün 10 ziyaretçi (15 klik) kişi burdaydı!
|
|
|
|
|